"Hiçbir şey değişmiyor" yorumu aslında anketin size verdiği en net mesaj: sorun ölçümde değil, ölçümden sonrasında. Katılımın düşmesi de bunun doğal sonucu. Çalışanlar sesinin bir karşılığı olmadığını düşündüğünde susmayı tercih ediyor.
Benim önerdiğim süreç üç katmanlı:
- Hızlı geri dönüş: Anket kapandıktan sonra birkaç hafta içinde sonuçları çalışanlarla paylaşın. İyi ve kötü yanlarıyla, filtrelenmemiş bir özet. Bu, "dinledik" mesajının ilk adımı.
- Az ama görünür şirket aksiyonu: Şirket genelinde en fazla iki-üç öncelik seçin. Her biri için bir sahip, bir takvim ve çalışanın hissedeceği somut bir çıktı tanımlayın. Beş-on maddelik listeler çoğu zaman hiçbirinin yapılmamasıyla sonuçlanıyor.
- Ekip düzeyinde aksiyon: Asıl değişim burada oluyor. Her yönetici kendi ekip sonuçlarını ekibiyle konuşsun ve birlikte bir-iki aksiyon belirlesin. Bu, aksiyonu çalışanın günlük deneyimine yaklaştırıyor.
Yöneticileri dahil etmek için:
- Yöneticilere sonuçlarını yorumlamayı ve ekip toplantısını nasıl yöneteceklerini anlatan kısa bir rehber ve gerekirse İK iş ortağı desteği verin.
- Ekip toplantısının yapılıp yapılmadığını ve aksiyon girilip girilmediğini takip edin.
- Düşük sonuç alan yöneticiyi cezalandıran bir dil kullanmayın; aksi halde yöneticiler sonuçları savunmaya ya da gizlemeye başlıyor.
Yıl içinde de iletişimi canlı tutun. "Anketten sonra bunu değiştirdik" diye yapılan her iyileştirmeyi ankete bağlayarak duyurun. Çalışanlar değişikliği görse bile anketle bağlantısını kurmayabiliyor.
Bir de anket sıklığını ve uzunluğunu gözden geçirin. Uzun yıllık anket yerine, yıllık kapsamlı bir anket ve arada kısa nabız anketleri bazı şirketlerde daha iyi çalışıyor; ama sıklığı artırmak, aksiyon alma kapasiteniz yoksa durumu kötüleştirir.
Sık yapılan hata, aksiyonu İK projesi olarak tanımlamak. Bağlılık, İK'nın değil yöneticilerin ve üst yönetimin sorumluluğunda olduğunda değişiyor.